Anasayfa > AŞK, SEVGİ, GÜZELLİK... > Aşk Bunalımda…

Aşk Bunalımda…

”Aşk!” eski günlerin hatırlı sözcüğü. Yalan mı, var mı yok mu, anlatılamaz mı, olanaksız mı? Peki artık bizi bulmaz mı?

İnsanın bu altüst oluşunu kimileri bazı hormonların hareketine bağlarken kimileri bir yanılsama, kimileri ise salt cinsellik ya da görme yitimi olarak değerlendiriyor. Şimdiki gençler ise daha da ileri gidip ”aşk aptallıktır” diyebiliyor. Öyle geceler boyu uyumadan sevgiliyi düşünmek, günlerce o sokaktan geçmesini beklemek falan yok. İnsanlık tarihi ile eşit bu arayışın yerini çabuk tükenen ilişkiler alıyor… Tamam aşka inanmıyoruz, kapılarımız kapalı ama azınlıkta kalan, gülüp geçtiğimiz aşıkları içten içe kıskanmamız da ne oluyor?..  Aşkın şimdiki halini sorduğumuz felsefeci, şair, yazar, Prof. Dr. Afşar Timuçin‘e göre aşkın biteceğine inanmak, insanlığın biteceğine inanmak demek. Günümüzde insan ilişkilerinin kolaylaşması ile aşkın bunalım yaşadığını kabul eden Timuçin, ”Yüce değerlerin peşinde olmak insanın yazgısı gibi bir şey. O değerlerden kopamayacağı için aşktan da kopamayacak” diyor. Timuçin, duygulanmamanın insani özellik sayıldığı günümüz dünyasında yaşadıklarımızın da
bir kasılma olduğunu söylüyor.

·İNSAN OLMANIN KOŞULU Aşkın insan olmanın temel koşulu ve bir kültür ilişkisi olduğunu vurgulayan Timuçin, ”Hiçbir insan ilişkisinin aşk ilişkisi kadar yapıcı güçlendirici ve geliştirici olduğunu düşünmüyorum” diyor. Timuçin’e göre, insanın insanı tanıması da iki yerde mümkün. Birincisi, insanın içtenliğini ortaya koyduğu sanatta, ikincisi ise aşkta. Maskeler, kalıplar sanatta ve aşkta kırılıyor. Bu anlamda aşk, sanattan biraz daha önemli. Çünkü bir yerde kurgusal olanla karşı karşıyasınız, bir yerde gerçek olanla. Aşkta gerçek bir içtenlik yaşanıyor. Kurgusal olanı dönüştüremiyorsunuz ama karşınızdaki insanı dönüştürüyorsunuz ve onunla dönüşüyorsunuz. Ve bu kültür ilişkisi içerisinde insan sürekli kendini aşmanın koşullarını yaratıyor. Karşıdaki insanın da kendisini aşması için koşullar oluşturuyor.

·AŞKIN TEMEL YASASI Aşk denilince tam bir adanmışlığın düşünülmesi gerektiğini söyleyen Timuçin’e göre vatan aşkı, edebiyat aşkı gibi ifadeler yanlış. Onlar sevgi ya da yönelim olabilir. İnsan sevgilisini sever gibi edebiyatı sevemez. Çünkü sevgiliye yönelişte tam bir ‘adanma’ vardır ve aşkın temel yasası da budur. Orada hiçbir şekilde kendinizi korumuyorsunuz. Ve hatta bilincinizin dağılmasını, toplumla bağlarınızın zayıflamasını göze alıyorsunuz, yakınlarınızla kavga ediyor, savaşa giriyorsunuz… Tabii ki hiçbir zaman cinselliğin temelde olduğunu düşünmemek koşulu ile…

·KISKANIYORLAR
Toplumun iki kişinin arasına girmesinin değişik ruhsal nedenleri olduğunu, aşıkların başkalarını kıskandırdığını söyleyen Timuçin, ”Bizim türküler hep evliliklerden söz eder. Alaturka şarkılarda ise yalnızca özlem, ayrılık vardır. Hiçbir zaman canlı, güçlü, sağlam aşkı anlatan şarkılarla karşılaşmadık.”

·GİZ KALMADI Günümüzde aşkın olanaksız gibi görünmesini, karşı cinsle ilgili gizlerin kalmaması ve kadın ve erkeğin rahat yakınlık kurabilmesiyle açıklayan Timuçin, ”Şimdi telefon aşkları, otomobil aşkları, paraya dayalı aşkları var. Bunlar iç içe olmanın getirdiği sonuçlar. Oysa aşk belli bir gizin içinde tıpkı sanat gibi gizlerini koruyarak kendini var ediyor” diye konuşuyor. Hiçbir zaman aşk yaşayamamaktan şikayet etmeyen ve her yaşta aşık olabildiğini söyleyen Timuçin, ”Aşkı gerçekten çok iyi yaşadım. Yoksul bir aile, çalışarak, acılarla, parasızlıkla, geçen ömür, devlet baskısı, işsizlik, rahmetli eşten alınan cep harçlığı… Ama aşk her zaman sağlam ve bozulmadan durdu” diyor.

·SALT CİNSELLİK OLMAMALI Kadın ve erkek arasındaki mesafenin kalkmasıyla, iki cinsin birbirini keşfetmiş gibi olduğuna işaret eden Timuçin, ”Cinsellik başlı başına aşkı anlatmaz. Çünkü aşk duygusallıkla taçlanmış bir cinselliktir” diyor. Mutsuz ilişkilerin fazla olmasını, ilişkilerin daha çok çıkara dayanmasına bağlayan Timuçin, gençler arasında beğenmeye dayalı bir ilişkinin olduğunu, beğenmenin de aşk olmadığını söylüyor. Eskiden, kadın ve erkeğin şimdiki gibi bir araya gelme şansının olmadığını anımsatan Timuçin, ”Hep bir çekinik yakınlık olurdu. Biz bazen gece uyumadan sabaha kadar sevgilimizi düşünürdük, şimdi öyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Ama güzel yanının da o olduğunu sanıyorum” diyor.

·UYUMSUZLUK NEDEN? Aşkta kadın erkek uyumsuzluğu sorununu, erkeğin cinsel yaşam koşulları ile kadınınki arasındaki farka bağlayan Timuçin, cinselliğin tabu gibi yaşandığı toplumlarda kadının, erkeği ya da erkeğin kadını kültürel anlamda bile tanıyamadığını anımsatıyor. Kadın ve erkeğin bu bilinmezlikte yan yana gelmelerinin büyük patlamalara neden olduğunu dile getirerek ”Kadın ve erkek cinsel ve duygusal olarak birbirlerinin ne istediğini bilmiyorlar. O yüzden bütün birliktelikler son derece çatışmalı oluyor. Yollarda genç insanları gözlemliyorum, biz sevgilimizle giderken sadece güler, söylerdik. Şimdi sürekli kavga ediyorlar” diyor.

·BATILILARIN İŞİ Timuçin, aşkın daha çok Batılıların işi olduğunu, Doğu’da ise egemen erkek cinselliğinin belirleyici olduğunu ifade ediyor. Batı’nın aşka daha yatkın olmasını da aşktaki kişi olma sorumluluğunun öne geçmesine bağlıyor. ”Yani kendini ortaya koyabilmek ve ben varım diyebilmek. Kendini ortaya koyarken hiçbir ödün kabul etmeyecek biçimde davranabilmek. Oysa Doğulu mütevekkildir, başı eğiktir. Doğulu herhangi bir Ayşe ‘ye Fatma ‘ya değil, kadına yöneliktir” diyor. Doğu’da kadının ev, at, otomobil gibi bir mülk olarak görüldüğünü dile getirerek Batı’da kadının da erkek kadar kendi olabildiğine işaret ediyor. Doğulunun kadını salt cinsel bir varlık olarak görmesini ise onu
aşağı bir varlık olarak görüp gönül bağı kurmaması ile açıklayan Timuçin, Anadolu’da bazı gelinlerin yıllarca eşlerinin babaları ile konuşmadığına dikkat çekerek ”Kayınpeder 15 yıl gelinin sesini duymuyor. Böyle bir vahşet olabilir mi? İnsan sayılmamak gibi bir şey, insan sayılmayarak da insan olmuyor kadın” diyor.

·MEKANİK YAŞAM İçine çekildiğimiz mekanik ve olumsuz anlamda maddeci yaşam biçimi nedeniyle ‘duygulanmamanın’ bir insani temel özellik gibi görüldüğünü
dile getiren Timuçin, birinin biri için kendini üzmesinin ya da kendini birine adamasının son derece çocukça hatta aptalca bir iş gibi görüldüğünü söylüyor. Birbirlerini sevmeyen insanların ‘yarar’ öngörerek bir araya geldiklerini anlatan Timuçin, bu şekilde gerçekleşen evliliklerin de hemen dağıldığını, aşksız birleşmelerin sonunun hüsran olduğunu söylüyor. Kişilerin, özellikle de çocukların çok kötü zedelendiğini söyleyen Timuçin, ”Aşk o kadar kalıcı bir şey olmayabilir ama onun sonra güzel bir sevgiye dönüşmesi olasılığı var. Aşk
yaşanmadığı zaman o güzel sevginin kurulması olası değil. Belki iki insan birbirine güzel davranabilir ama belli ki orada herkes kendi yalnızlığını yaşıyordur”
diyor.

·MANTIK EVLİLİĞİ Timuçin, mantık evliliğine ilişkin tartışmalara da ‘akılla ancak ticarethane kurulabilir’ yanıtını veriyor. İki insanın belli koşullar çerçevesinde yan yana gelmesine akıl birlikteliği diyen Timuçin’e göre aşk, ‘bir kültür alışverişi’ alanı. Aşkta iki bilinç birbiri ile iletişim kuruyor. Sadece bedensel olarak değil, ruhsal olarak da bir çıplaklık söz konusu oluyor. O çıplaklığın olmadığı yerde bireylerin karşılıklı olarak birbirlerini bulmaları pek olası değil gibi görünüyor.

21. YÜZYIL KASILMASI Timuçin, ”Ben aşkta bir  dünyayı keşfediyorum bir dünya beni ayrı bir dünya olarak keşfediyor. Benim dünyamda hiçbir şey yoksa benim dünyamda borsa hesapları, yükselme problemleri, bir yakınımın ayağına karpuz kapuğu koymak varsa, ün unvan zenginlik kazanmak peşindeysem böyle bir bilincin aşkla ne ilişkisi olabilir” diyerek dünyanın sıkıntılarının olduğunu, kültür alanlarında duraklamaların yaşandığını, 21. yüzyılın ikinci yarısından sonra felsefenin, sanatın iyiden iyiye dağıldığını, bilimin tam olarak teknolojiye  indirgendiğini anlatıyor. Bu geçici bunalımların aşka da yansıdığını dile getiren Timuçin, ”İnsanların aşktan vazgeçmesi demek kendi gelişimlerinden vazgeçmesi demektir. Duraklama zamanları olsa da yaşama bakış böyle kalmayacak” diyor. Gelişimin, tarih boyunca genişleme ve kasılma noktaları olduğunu, şimdi kasılmayı yaşadığımızı söyleyen Timuçin, insanların hala aşkı aradığını, aşk olmadığı zaman sanatın da
içi boşaltılmış bir çuval gibi duracağını vurguluyor…
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: