Anasayfa > ŞİİR, İNSAN'A DAİR... > Ya yarın diye birşey yoksa…

Ya yarın diye birşey yoksa…

Ya yarın diye
bir şey

yoksa
Ya yoksa gerçekten?
Sürgit bir düzen (-sizlik) bugünümüzü
mühürlüyorsa.
Altı üstü tek bir gün ise ömrümüz.
Dünün ve yarının bekaretine
dokunabilir miyiz?
Dün bizi istediği kadar dürtükleyip
kendini dayatabilir çünkü namussuzdur.
Ne yaptık neler ettikse dırdırcı,
usanmaz bir böcek gibi ense kökümüzden hepsini vızıldar durur; koca bir
mıknatısmışçasına kendine doğru çeker.
Yapışırız ona, sarılırız ona,
aldanırız ona, boyun eğeriz ona, isteyelim ya da niyetsizce kaçalım ondan yine
de aldırırız ona; sadece ona.
Sözünü dinlediğimiz hüküm sahibi dün
mü?
Ama dün denen şey bugün yok ki!
Biz de dünde yok değil miyiz?
Acı gelen şu ki; her anını tarihe
kazımak isteyen insanoğlunun bunu asla başaramayacak olduğunu bilse de zamana
imzasını koyu koyu atmak isteyiş çabasının hiç’ten başka bir yere yolunun
düşmeyişi.
Elbette dünün içindeydik.
Kanıtlarımız da var.
Fotoğraflar, videolar, kağıtlarda
yazılarımız, yanımızdakilerin zihnine düşmüş kayıtlarımız, birilerinin
kulaklarında sesimiz, sevilenin gölgesi olmaya tutuşan flu suretlerimiz…
Şahitlerle kanıtlar olmasa bir gün
önce yaşadığımızı iddia bile edemezdik.
Ama ısrar ediyorum ki dün bitti!
Biz de dünde bittik.
Yarın…
Olmama ihtimali tüyler ürpertici.
“Yarın yoksa ne yaparım şimdi ben?”
Beynin tüm gri hücreleri en küçük bir
panik, korku, endişe anında birbirine tutunduklarını belki de en kuvvetlice
hissettirir.
“Ne yaparım şimdi ben?”
İnsan bir tek an, sadece tek bir an
bunu düşündüğünde yaşamın salt bir ana sımsıkı bağlı olduğunu öyle bir anlar ki!
Hiçbir dünün kudretiyle
karşılaştırılamaz şimdi!
Şu an kadar gerçek ne olabilir?
Var isek eğer, bu yalnızca şu an için
geçerli.
Ve ne düşünüyor, ne yapıyorsak şu anı
belirleyebilir; becerebiliyorsak eğer biçimleyebiliriz de.
Nereye gidiyor olduğumuzu anlamak için
ayak uçlarımıza bakmak yeterli değil mi?
Topuklar dündür.
Hiçbir zaman yarına dönük olmadılar,
olamayacaklar.
Vazgeçin dünden.
İnsan dilediği gibi bir yarını
ayaklarının bastığı yerde hayal edebilir ancak.
Bütün yıkımları dünün, bütün acıları,
öfkeleri, hayal kırıklıkları, kayboluşları, kayıpları, ayıpları, hatta zafer
çığlıkları bitti.
Hepsi geçmiş bir zamanda vardılar;
şimdi yoklar.
Unutun dünü yalvarırım.
Ne büyük savaşlar yaşadı kendi
kocamışlığıyla bu dünya!
Ne devletler devrildi, ne kanlar
döküldü, ne çok gözyaşı aktı; hala akmakta.
Bugün…
Okyanuslar kuruyor gözyaşları
kurumuyor.
Bugün, bütün dünlerden ders çıkarma
zamanı.
İstediğimiz ölçekle anlamak ve hayata
geçirmek elimizde.
Bu sadece bizim elimizde, kimsenin
değil.
Azeriler Ermeniler’e öfkelerini bugün
de taşırsa; İsrail 2. Dünya Savaşı’nın öcünü Filistin’e attığı bombalarla
dindirmeye uğraşırsa; PKK ile Türk Devleti hala sınırlarda savaşırsa bugün biz
ölümün içinde yaşıyor sayılmaz mıyız?
“Kana kan, göze göz!” diye yaşıyorsak
bugünümüzü ne kanımız, ne de gözlerimiz var demektir artık.
Bugün canımızı dişimize takarak “Ya
yoksak yarın?” demeli değil miyiz?
Ama…
Ya yarın diye
bir şey varsa…
Dünden bugüne dönen ayaklarımızın ucu
nereye gitsin?
Parmaklarımızın ucuna değil,
topuklarımızın istikametine mi dönsün gözlerimiz?
Gözü arkada tasarlanmamış hiçbir
canlı.
Gözlerimiz ileriye bakabilir sadece,
sağa sola da dönebilir ama hiçbir perspektif geriye dönük çizilemez ki!
İnsanın insan olmaktan başka anlayacağı
hiçbir şey yok.
Hepimiz, hakikati anlamakla
mükellefiz.
Ve bunun için de sınanır dururuz
parayla, aşkla, savaşla, kibirle, nefsle…
Kimin ne ise dersi onunla yürür
hakikat yolunda, terk etmesi gerekeni sırtında taşıyarak.
Neyin yüküyle dolu olduğumuzu anlar
isek şayet, huzura kavuşacak olan ruhumuzun esaretinden kurtulabiliriz sadece
şimdi!
Yarın varsa eğer, hayal ettiğimiz gibi
olmasın mı?
Nasıl bir yarın diliyoruz, önemlisi
bu.
Bir arkadaşımın beş yaşındaki oğlunun,
anaokulunda bir arkadaşını pataklarken annesine yakalanıp “Anne; sus! Ben
bunu dünya barışı için yapıyorum!
” cümlesini nasıl panikle kurduğunu hep
hatırlıyorum.
Varın siz çözün bu denklemi!
Beş yaşında bir çocuğun paniğiyle
binlerce savaş dolu bugün bu dünya.
Aldatmacasına kanmak da, kanmamak da
bize kalır.
Barış, savaşarak elde edilmez, şu an
savaşıyorsak dün yüzündendir!
Dün dündü; bugün sadece bugündür!
Yarın ise nasıl olsun olacaksa eğer?…
Şebnem Sönmez…
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: