Anasayfa > GÜNCEL HAYATA DAİR ANLAMLI YAZILAR... > Benden başka herkes deli olduğu için, beni de deli zannediyorlar…

Benden başka herkes deli olduğu için, beni de deli zannediyorlar…

ŞizofrenAşağıda okuyacağınız yazı, tıbben şizofren olduğu bilinen bir kişi tarafından yazılmıştır.
“Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar.
İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir sanırdım, yanılmışım. Delirmeye bile hakkınız yok burada. Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? Değilmiş!
İnsan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. Ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. Elektroşoklar tersini söylüyor bunun. Hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. Şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.
Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım.Bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdüyen mavi kaosunda eritmekle gözlerimi. Ama yetmedi bunlar. Sonuna kadar kendim olmak istedim, evreni kanatlamak pahasına. Sanatı denedim; otoriteye karşı çıkanların birbirlerine karşı imgelerle iktidar olma çabası. Polis olun efendim, daha saygın.
İnsanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir dedim sonra, insan yalnızken kendisidir diye de uzattım. Ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor: ‘sevgilim beni ne kadar çok seviyorsun’lar, ‘felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsin’ler, ‘insanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun’lar vb…
İnsanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu İsa’ya hem Edip Cansever’e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?
Hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. İnsanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta tanrım. Bense beceriksizliğim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. Normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. Belki de bunu anladım. Bir ofiste çalışıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım.
Beni kimin delirttiğini gerçekten merak ediyorum.
Babam olabilir diyorum, çocukluğumda az dövmedi beni sözcüklerle. Lise 2’de beni derste kuşumla oynarken yakalayan son Osmanlı Aysel de olabilir beni delirten. (Kaltak dediğime bakmayın, kızgınlığımdan söylüyorum, yağmurda ıslanmış bir köpek kadar aşıktım ona.) Tek tek beni kimin delirttiğini hesabını yapmak zor, kısaca beni insanlar delirtti diyebilirim. Beni insanların çıldırtmasındansa gökyüzünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin… Beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım.
Önemsiz deliliklerimi saymayacağım, beni buraya kapattıran son çılgınlığımı anlatacağım.
İntihar fikri yine tanrım olmuştu, aynadaki yüzüme tükürüp silahımı aldım ve mahallemizdeki büyük çukurca camisine gittim. Girdim içeri. Caminin tavanına iki el ateş edip namazı böldüm. Haklı olarak üzerime saldıran bir dindarı bacağından vurup ‘suküneti’ sağladım. Gerginlik caminin duvarını çatlatacak kadar büyüktü. Fazla vaktinizi almayacağım dedim.
Ve Perulu şair Cesar Mendoza’nın “Acı Çekene Saygı” şiirini okumaya başladım.
Tanrı’yla aynı fikirde değilim
İntihar edenlerin cehenneme gideceği konusunda
Kainatın yaratılışına katılmaktan bıktığımda ruhum
İntihar edeceğim ben de
Denenmemiş bir yolla
Nerdeyse bütün akıllı kalpler
İntihar edipsiktir çekmiş yeryüzüne
Ben ateist değilim, babasıymış gibi
Tanrı’ya küsen bir çocuğum
Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietche’yi
Cehenneme gönderirse
Cehennemde yanmayı tercih ederim ben de
Tanrı dürüstlüğü sever
Tanrı’nın hayal gücünü beğenmiyorum
Ben Tanrı olsam
Peygamberler göndermez
Direk konuşurdum insanlarla
Ben Tanrı olsam
Hitler’i iyi kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım
Yahut yetenekli bir yazar yapardım onu
İçindeki kötülüğü insanlara değil
Tuvallere boşaltırdı
Ben Tanrı olsam
Devletler yok olur
Gül kokulu bireyler var olurdu sadece
Atlar çılgın zamanlar koşardı
Ben Tanrı olsam
Düşünce gücüyle herkesin
İstediği karakter olmasını sağlardım
Dünya bir şiirin
Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece
Ben Tanrı olsam intihar ederdim
İnsanlarla birlikte
Acı çekmeyi öğrenemediğim için
Sessizlik ağır bir kaya gibi hepimizin üzerine çökmüştü. Cemaat beni linç etmek için fırsat kolluyordu, seziyordum bunu. Tabancam tek dostumdu o anda. O sırada cemaatten yaşlıca bir adam bana doğru yürümeye başladı. Dur diye bağırdım, dur, yoksa… Dinlemedi yavaş yavaş ağır çekimde yanıma kadar geldi, gözlerinde diğerlerindeki gibi öfke değil, merhamet gibi bir şey vardı. Tanımıştım, babamın arkadaşı Ahmet abiydi.
‘Dinle beni, Allah’ın kendin olduğunu anlayıncaya kadar hep acı çekeceksin’ dedi usulca. Ellerim titremeye başlamıştı, bu sözler dikenli bir çalı gibi saplanmıştı içime ama acıtmıyordu. Silahımı aldı, beni linç etmek isteyen kalabalığı ve zamanı bir el hareketiyle durdurdu.
Sonrası… Sonrası buradayım işte. O yaşlı adam Ahmet abinin sözünü hatırladığımda sakinleşir gibi, içimdeki bir sırra erer gibi oluyorum ama izin vermiyor insanlar ve anılar kendim olmamama, içimin sularına bir balık gibi dalaraktan.
Dışarıdayken bir söz vermiştim kendime: onlar ne yaparsa ben tersini yapacağım diye. Onlar yalan mı söylüyor, ben doğruyu söyleyeceğim. Onlar boyun mu eğiyor, ben isyan edeceğim. Hem de her şeye. Onlar sanattan nefret mi ediyor, ben inadına Mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracam, 7. Mühür’ü, Sonbahar’ı ve Seven’ı izleyeceğim. Onlar paraya mı tapıyor, ben yağmurda ıslanmaya tapacam. Onlar statünün getirdiği saygınlığa mı inanıyor, ben serseriliğe ve kaybetmişliğe sokak olacağım.
Sonuç: insanın tanrı’ya inancının kaybetmesinden daha kötü olan bir şey varsa, o da insanlığa inancını kaybetmesidir. Siz insansanız, ben insan olmayı reddediyorum. Deli olmam güllerle birlikte açmama, zamanın dışına taşmama engel değil; tam tersine bunlara açılan kapı.
Bu arada delilerin söz söyleme özgürlüğünden bol bol yararlanıyorum. Geçen gün bağırmaya başladım: sizin sığınacak bir Allah’ınız var, benim yok. Benim sığınacak yalnızca kelimelerim var.
Deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim, tımarhanedeyim. Güldüler. Aklın fazlası cehennem dedim, güldüler. Her çocuk tanrı’nın gönderdiği bir peygamberdir. Ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. Gider bir öğretmen oluruz, işçi, pezevenk, mühendis, memur dedim, güldüler. Şehir cereyanına bağladılar beni. Güldüler siktir çektiler, kalbimin içinde çarpan kalplere. Çirkinleştireni her yerde, ey dünyayı kutsallaştıran çılgınlık neredesin dedim, güldüler. Öyle bir şekilde yan yana getirelim ki sözcükleri, herkesi orospu olmaktan kurtaralım dedim, güldüler.
Zaman geçti. Artık çıplakken bir şey söyleyemiyorum insanlara, kişiliklerim birbirleriyle yaşamayı öğrendi, gidecek başka bir bedenleri olmadığını anladı en sonunda.
İlaçlarımı düzenli kullanıyorum, sigarayı azalttım. Buradan çıkmama az kaldı, doktorum Alper bey söyledi. Geçende kendi kendime Cemal dedim Cemal -ismim cemal bu arada- hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin: insanı! Buna kendini sevmekle başlayabilirsin. Hak verdim Cemal’e. Güzel konuşuyordu, inandım ona.
Cemal’e borcumu ödeyeceğim. Yeryüzünde insanlar tarafından kanatılmamış hiçbir aşık olmayı yeniden deneyeceğim. Cemal’e borcumu ödeyeceğim. Az kaldı, bekleyin beni.”
Bu öykü, Şizofreni Dernekleri Federasyonu liderliği ve Bilim İlaç desteği ile şizofreni hastalığına dikkat çekmek ve şizofreni hastalarını topluma kazandırmak amacıyla başlatılan “Gerçekler Maskelenmesin” isimli projenin 2010 yılı öykü yarışması birincisi olan ve Çanakkale’de zabıta memurluğu yapan Süveyda Ölüdeniz tarafından kaleme alınmıştır.
Bu arada ola ki bilmek isterseniz; yazarının mahlas isim olarak kendine seçtiği ‘Süveyda’ ismi, ‘yürekteki kara leke’ demekmiş. ‘Ölüdeniz’in ise Fethiye’deki tatil yöresi olmadığının farkındasınız zaten!
Bense; “yüreğinizi, değerini bilenlere açın korkusuzca” der ve sonlandırırım bu yazıyı. Her nerede ve kimleyseniz şu an bu yazıyı okurken… Çekinmeksizin diyebiliyorsanız ona ‘seni seviyorum’; zaten seviliyorsunuz da demek değil midir ki bu?
Varsın herkes size deli desin!
Varsın olmasın sabahlar🙂
Saygıyla…

===================================================================

Süveyda Ölüdeniz bir şizofren ve jürinin takdir ettiği üzere umut vaat eden yetenekli bir yazar.
Maire Claire Nisan 2010Süveyda Ölüdeniz;35 yaşında Çanakkale’den katıldığı farklı bir öykü yarışmasında birinci seçildi. ‘Kanatılmış Sözcükler Kitabı’ adlı öyküsünü ve onu farklı kılan; Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından şizofren hastaları arasında düzenlenen bir yarışmada birinciliği alması.”Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar…” Hikâye böyle başlıyor. Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Gerçekler Maskelenmesin Projesi’nin düzenlediği yarışmanın birinciliği hak eden hikâyesi Kanatılmış Sözcükler Kitabı’nın ilk cümlesi. Yarışmanın adı; Ateşin Düştüğü Yerden; Sesler, Yüzler, Öyküler… Ateşin düştüğü yer; Türkiye’de her yüz kişiden birinde görülme olasılığı olan şizofreni hastalarının ruhu, aklı, yüreği. Şizofreni bu yarışmanın etkisiyle, gerçeklik kavramında yarattığı karmaşaya rağmen hikâyelerde hayat bulabilen bir ruh hastalığı olarak beliriyor şimdi. Yazar Mario Levi başkanlığında sanatçı Yılmaz Erdoğan, Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç Dr. Haldun Soygür‘ün aralarında bulunduğu jüri tarafından şizofreni hastalarının yazdığı 95 öykü okunuyor. Yarışmanın birincisi, Kanatılmış Sözcükler Kitabı adlı öykünün yazarı yazar adıyla Süveyda Ölüdeniz de bir şizofren.

Marie Claire: Kendinizi nasıl anlatırsınız? Nerede doğdunuz, nasıl bir ailede büyüdünüz, ne işle uğraşıyorsunuz?
Süveyda Ölüdeniz: İnsan ruhunun karanlığıyla uğraşmayı seven, saflık derecesinde içten, yer yer parçalı bulutlu, yer yer esprili biriyim. İzmirliyim; genlerime kadar ruhumu ele geçirdi bu şehir. Memur ailesi çocuğuyum. Yazar olmak için hukuk eğitimim bıraktım; fakat yazdıklarımı her seferinde yok ettim. Sonra Türkçe öğretmenliği ve zihin engelliler öğretmenliğini bıraktım; şimdi zabıta memuruyum. Edebiyat açısından seksi bir meslek; ruhumu besliyor insan yüzleri. Tanrı’nın yaptığı işi yapıp yüzümde hikâye biriktiriyorum.

Şizofreni ne zaman bir tanı olarak hayatınıza girdi; neler hissettiniz o anda?
Zihin engelliler öğretmenliğinde okurken rahatsızlandım. İlk belirtiler yıllardır vardı; uyumsuzluk, insanlardan kaçma, içe kapanıklık vesaire… Korkmuştum; hem de çok. “…Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım. Bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdeyen mavi kaosunda eritmek gözlerimi. Ama yetmedi bunlar…”

Çevreniz, aileniz nasıl tepki verdi?
Ailem çok üzülmüştü; çevrem ise anlayış ve önyargı ile karışık bir tepki verdi.

Nasıl anlatırsınız şizofreniyi?
Delilik, uyumsuzluğun yarattığı farktır. Bu farkı kendinizi yok etmek için de kullanabilirsiniz, yazmak yahut aşık olmak için de.

Öykünüz; ‘Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar’ cümlesiyle başlıyor. Nedir sizce delilik?
Adam, Allah’la konuştuğu için, yahut kadın sokakta çırılçıplak dolaştığı için akıl hastanesine kapatılabilir; ama Bush on binlerce insanın ölümüne sebep olduğu halde serbestçe dolaşıyor, üstelik saygı görüyor. Bence yeryüzündeki insan sayısı kadar delilik tanımı var. Güzelleştiren, aptallaştıran, iyi ya da kötü bir insan yapan… Delilik insanın kendi olamamasıdır. Kendi olamayanlara göreyse insanın kendi olması… Dünyanın hayatı mahvedilmiş insanlardan oluşan bir gezegene dönüşmemesi için, deliliğin özgürleştirici gücüne ihtiyacımız var. Psikolojik rahatsızlığı olanlara tavsiyem ‘Kesinlikle kendinize acımayın!’ Farklılığınızdan bir güzellik yaratmayı deneyin. Kendinizle dalga geçmeyi deneyin; eğlencelidir.

“…Geçenlerde kendi kendime ‘Cemal’ dedim, ‘Cemal’. İsmim, Cemal bu arada. ‘Hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin; insanı! Buna kendini sevmekle başlayabilirsin…”

Öyküdeki Cemal karakteri, sizin hayatınızdan izler taşıyor mu?
Her edebiyat kahramanı gibi Cemal de yazarının hayatından bir şeyler çaldı. Okurun hayal gücünü tahrik etmek için öykü kahramanının yazarın hayatından neler çaldığı konusunda susmak, eski bir yazar taktiğidir.

Öykü yarışmasından önce neler kaleme aldınız mı? Siz kimleri okursunuz?
Artık yazdıklarımı yok etmiyorum. ‘Ölmek İçin Gerekli Olan Şey’ adında bir roman, ayrıca şiir ve öykü yazmaya devam ediyorum. Şairlerden Cemal Süreya ve Turgut Uyar’ı çok severim. Dostoyevski, Kafka, Tezer Özlü, Camus, Orhan Pamuk, Aslı Erdoğan sevdiğim yazarlar.

“…Dışarıdayken bir söz vermiştim kendime; ‘Onlar ne yaparsa, ben tersini yapacağım!’ diye. Onlar yalan mı söylüyor? Ben doğruyu söyleyeceğim… Onlar sanattan nefret mi ediyor? Ben inadına Mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracağım, Yedinci Mühür’ü, Sonbahar‘ı ve Seven‘ı izleyeceğim…”

Gününüz nasıl geçiyor, nelerden hoşlanıyorsunuz? Bir aile kurdunuz mu?
Delirmemek; bir başka deyişle deli kalmak için yazmak zorundayım. Sinemaya ve seyahat etmeye bayılırım. Yalnızım. Tanrı bile yalnızlığa dayanamadığı için evreni yarattı. Ben de aşkı yaratırım; kim bilir?

Yarışmada birinci oldunuz; neler hissettiniz? Şimdi hayalleriniz neler?
Yarışmayı kazanmak güzel bir duygu. Güzel bir aşk ve güzel kitaplar yazmak; hayalim bu.
Eda Göklü

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: